46-Duygulu İnsan Olmak




Duygusal bir insan olmak ile duygulu bir insan olmak arasında sizce fark var mıdır?


Duygular bir işi yapma, bir şeye dair tepki verme, eyleme geçme gibi konularda zihne motor göreviyle destek verir. Bu harekete geçme eylemine dair isteğimizin artması da motivasyonumuzdur. Tek başına bilgi, beceri yeterli gelmez, duygular bunları yüceltir, yükseltir.


Duyguları tamamen dışarda tutup, çoğu zaman sadece mantıkla hareket edildiğinde sonucun daha analitik ve iyi olacağına, daha güçlü bir insan olacağımıza inandırılmış olsak da tamamen duygularla hareket etmenin de iyi tarafları olacağı gibi zor tarafları da vardır.


Bu yüzden duygulu ve duygusal insanın farkını anlamak önemlidir ve bu konuyu biraz açmak gerekebilir.

Duygusal insan hassas insandır, kolay incinebilir, alıngan ya da fazla empatik olabilir, ani tepkiler ve sonucunda pişman olacağı, kontrolünü bazen kaybedeceği, duygularının arasında kaybolup gideceği davranışlarda da bulunabilir. Duygularını yönetmede sınırlarını koruyamayabilir.


Duygulu insan ise davranışlarında her daim duyarlılık, merhamet ve şefkat barındırır. Duygu ve davranışları arasındaki ilişkiyi zihnini akıl olarak kullanarak bir arada başarı ile yönetebilendir. Yaradılışımızdan bu yana duygularımız her insanın içinde barındırdığı, bizim insan olabilmenin de ötesinde insan kalabilmemizi sağlayan değerlerimize dair hissettiklerimizin toplamıdır aslında. Duyarlı, duygulu insan zihnini akıl olarak kullanmak suretiyle yaşadığı duygusallığı yönetebilendir.


Duygusallık, yaşamda önümüze çıkan olaylar karşısında hissettiklerimizin düşünce üretim merkezimiz olan zihnimizdeki inançlarla eşleşmesi ve bize hissettirdiklerine göre tepkilerin açığa çıkmasıdır.


· İnanç kalıplarımızla (düşünce biçimimizle) harekete geçmek demektir,

· Bu inançların harekete geçmesiyle hislerimiz (duygularımız) oluşur,

· 5 duyumuzla algıladığımız hislerimizi tepkilerle (davranışlarımızla) dışa vururuz,

· Tepkilerimiz de yaşam içindeki tecrübelerimizi (deneyimlerimizi) oluşturur.


Kısacası zihnimizde ne düşünce ve inanç varsa, onlar duygularımızı besleyecek ve deneyimlerimiz de bunlara göre gerçekleşecektir. Bu sebeple de duygusal insanlar sadece pozitif duygular hissetmez, çoğu zaman etkisinden kurtulamadığı, öfke, kin, nefret, hakkaniyetsizlik, değersizlik gibi hisler karşısında tepki vermek gibi bazen kişiyi istenmeyen sonuçlar elde edeceği durumlara da sürükleyebilir.


Bazı insanların mutluluk, acı, üzüntü gibi duygulara ya da dünyada olan bazı olaylara duyarsızlık içinde olduklarını görürüz ya da haklarında konuşuruz. Bunlar çoğu zaman çocuk yaşlarda öğrenilmiştir ve kendini korumak adına büyük bir efor sergileyerek sorumluluktan kaçarlar. Önce ben yerine hep ben diyenler olabilir bu insanlar. Bilimsel araştırmalarda çocuklukta ailesinden, büyümesine eşlik edenlerden ilgi, sevgi, güven veya yakınlık görmeyen çocuklarda beynin duyguları işleyen bölümünün daha az geliştiğini ortaya konmuştur ve duygular açısında körlük yaşarlar. Çoğu duygular sonradan öğrenilmiş ama birçoğu da doğuştan hali hazırda vardır.


İşte bu yüzden çocuklarımızı yetiştirirken zaten var olan bu duygularının gelişimine odaklı olmak, onların hissettiklerini küçümsemeden kabul edip, dışarı çıkarmalarını, dile gelmesini sağlamak, açık ve net, yanlışlamadan ama üzerine çalışmak, ve duyguların yönetiminin kendilerinin elinde olduğunu fark ettirmek, başarılı olmalarından çok daha önemlidir.


Endişe, kaygı, korku çok insani ve birçoğu öğrenilmiş duygulardır ancak yönetmesini öğrenmezsek yaşamımızı kabusa çevirebilir. Hissettiğimiz duyguların hepsi bize aittir, onları yargılamadan, şefkatle kabul etmemiz gerekir ama biz duygularımıza ait olursak, sahipliği onlara bırakırsak kontrolü kaybederiz, yaşamda hep endişeli olan bir insana dönüşürüz. Bu kaygılı duyguların bizi olumsuz bir dünya görüşüne götürmesine, vereceğimiz tepkilerimizle tehlikeli sonuçlar almamıza izin vermemesi için davranışları yönetme gücünü ele almamız gerekir.


Fazla duygusal insanlar herkesin duygularını daha derinden hissederler. Olayları daha ciddi açıdan değerlendirir ve daha tepkiseldirler, kaygı bozukluğu yaşama olasılıkları ve hatta depresyona kolay girme potansiyelleri vardır. Yaşamda istediği sonuçları alamadıklarında üzüntüleri daha büyük olabilir, hızlı ve kolay karar veremeyebilirler, onaylanma ihtiyaçları fazla olabilir.


Duygularımızı yönetme konusunu sürekli pratik etmek bizim yaşama da hep olumlu gözlerle bakmamıza olanak vereceği için de oldukça önemlidir ve zorluklara karşı insanı güçlü kılar. Duygusal insan olmak her özellikte de olduğu gibi dengede yaşandığında sağlıklıdır.


Bu yüzden duygularımızı gözlemleyip fark ederek onları yönetmeyi pratik edersek, kaynaklarımıza göre duyarlı davranışlarla da onları destekleyebilir, insani yanlarımızı ön plana çıkarabilirsek, böylelikle hem sınırlarımızı koruyabilir hem de bunlarla bütüne ilham olarak yaşamı anlamlı bir hale dönüştürebiliriz.


Duygularımız insan kalabilmek için bize yol gösteren kılavuzumuzdur. Duyarlı davranışlarla da güçlendirilen duygulu yanlarımızı daha çok ön plana çıkarabilirsek anlamlı bir duygusallık olacaktır.


Duygular size aittir, siz onların sahibisiniz, onlar sizin sahibiniz değildir, o yüzden duygularınızı kontrol edin, yoksa onlar sizin yaşamınızı kontrol eder!


Sağlıcakla

Aynur Görmüş