(1) Vedalar Üzerine…

Güncelleme tarihi: 27 Eki 2021



Zorunlu vedalar vardır, bazen bir yerlere bazen de birilerine…


Bazı zamanlar yüreğindeki acının tarifini yapamadığın duygular hissedersin kalbinde hani? En ağır geleni de sevdiklerine edilen ebedi vedalardır.


Hiç dinmeyeceğini, bitmeyeceğini bu acının, hep aynı şiddetle devam edeceğini düşündürür insana. Nefesin kesilir çaresizlikten, kabul etmek istemez insan, isyan eder çoğu zaman. Konuşması, tavsiye vermesi kolay ama katlanabilmesi sağlam bir irade ister vedaların.


Daha doğarken, bir gün bir son olacak, sonra da bu sonun varlığını bile bile akıl sağlığını koruyarak, bu süreç içinde bir şeylere tutunarak, yaşama anlam bul ve yaşa tutkuyla dediler. Bu anlam elbette her birimiz için farklı farklı olsa da hepsinin ortak tek ihtiyacı vardır, sevgi! Neyin uğruna, ne için yaşıyorsak yaşayalım mutlaka sevgiyle olduğunda güzeldir her şey.


Öfkeyle, hırsla, suçlamayla, çabayla bulduğumuz anlamların getirisi kısa vadede kazanç gibi görünse de uzun vadede hüsran olabilir.


İnsan;

Sevmediğinde, sevmeyi bilmediğinde, sevmeye niyet etmediğinde yaşama verilmesi gereken değeri, heyecanı, umudu nasıl, nereden bulabilir ki?

Ya da

Yaşama anlam bulmak için, kendin sevgi olmadan, tutku duymadan neye tutunabilirsin ki?


Sevgi olmadan acılara katlanmak, yaşama devam etmek olası bir şey değildir. Bu yaşamak da değil, nefes alıp vermek, canlı kalmaktır sadece.


Böyle de bir seçim hakkı olabilir insanın elbette ama neden keyif almak yerine sadece acı çekmeyi seçelim? Acılar da olacak yaşamın doğal akışında ama geçip gidebilmeliyiz içinden, orada takılı kalmamalıyız. Aksi takdirde kaybımız sadece gidenler olmaz, kendi yaşamımızı da yok eder, bizi sevenleri de yanımızda sürükleriz.

Acılara katlanmanın, vedaları kabullenmenin en büyük ilacı zamandır derler genelde ama tüm acıların en büyük şifası sevgidir bence.


Sevgi ile yaşama bulduğumuz anlamların, verebileceğimiz katkının sayısını çoğaltarak, biri eksildiğinde diğerine tutunarak, başımıza gelenin ardındaki hayrı görmeye odaklanarak, her sabah uyanabilmeye, aldığımız nefese, yanımızda bizimle yolculuğa devam edenlerin varlığına şükran duyarak iyileşebiliriz.

İnsanın yasını da derdini de layıkıyla, yaşaması gerekir mutlaka, bu insan olmanın, insan kalabilmenin de şartıdır. Ancak olanın karşısında bunu öfkeyle, hırçınlıkla, isyanla yaşarsak da bu duruş hiçbir şeyi değiştirmiyor yaşamda, olan olduğu ile kalıyor, her şey kendi kurgusunda ilerliyor sistemde.


Acı tecrübeler öğretici, keyifli tecrübeler ise unutturucu bir etki yaratıyor genelde. Kayıplar bazen yenisine yer açmaya yarıyor bazen fark etmemizi sağlıyor ya da kalanların değerini anlamaya yarıyor. Hiçbir şey yaşamda tamamen bize ait olamıyor, her şeyin belirli bir süre ödünç olarak verildiğini, erdemli olan yaklaşımın da kaybetmeden kıymet bilmek, şükran duymak olduğunu anlamalıyız.


Eğer biz kendi yaşamımızda, yaşamda olanla hizalanmazsak, değişmeyecek şeyleri değiştirmeye kaynak tüketerek, olmayacak şeyleri oldurtmaya çabalayarak, gelecek mutluluk olasılığımızı da yok ederiz. Her birimizin hak ettiği mutlu hayatlar yerine sürekli acı hatırlar ekersek, yarınımızda da yine mutsuzluklar biçmeye devam ederek yaşamımızı hüsrana çeviririz.


Yaşamda olanlara bizler etki edemeyiz, ancak kendi yaşamımızdaki seçimlerimizle olanla uyumlanabiliriz ya da yaşamın getirdiklerini reddetmeyi seçebiliriz. Ama unutmayalım ki; yaşamı reddetmek olacakları değiştirmeyecektir!


Bizim olanlara dair gösterdiğimiz duruş, tepkilerimiz, dertleri ve acıları karşılama ve onları yaşama biçimimiz, yaşamdaki bütün oluşumuzu ve deneyimlerimizi belirleyen gerçekliğimiz olur. Bu yüzden sisteme uyum göstermek, sakin kalabilmek ve huzurlu olmak teslimiyetle gelir. Zihnimiz de boş durmayacak, her daim devreye girmeye, bize kaygılı hikayeler üretmeye teşebbüs edecektir. Bu durumda hatırlamamız gereken ise; huzur için zihnimizin bizi değil, bizim onu kontrol etmemizin gerekliliğidir.


Yaşam gerçekliğimizdedir, gerçeklik de an’ da!

Herkesin an’ da ihtiyacı, inancına göre şekil değiştirebilir. Kimine meditasyon, kimine nefes, kimine dua, kimine sanattır iyi gelecek olan. Farkındalık ise bunlardan hangisinin senin işine yarayacağına bulmaya yardımcıdır.


Çare; önce tedbir almakta sonrasında teslimiyete ulaşmaktadır!


Tedbir, verilen akıl ve irade ile önce hayatta kalmaktır.


Teslimiyet, aklın kullanımı sonrasında kaynağına, sisteme, ilahi adalete, yüksek bilince güven duymak ve teslim olmaktır.



İster 5 duyumuzla hissedebildiklerimiz, ister sadece yüreğimizle inanmayı seçtiklerimiz, hangisi olursa olsun, iyileşme niyetlerimiz, sevgiyle ve şefkatle olursa üstesinden gelinir her şeyin.

Baş edemediğimiz durumları kabul edebilme iradesini ve tahammül gösterme gücünü, yolculuğa devam etmeye dair inancı ve umudu içimizdeki sevginin şifasıyla ve bu teslimiyetle buluruz.


Sevmek için bildiğimiz gerçeklikteki zamana ihtiyacımız yoktur. Sevmek zamansız bir eylemdir bana göre. Var olanı da sevmeli, var olmayıp hissettiklerimizi de geçmişimizde olanları, hayatımıza girenleri, hayatımızdan gidenleri, gelecek olasılıklarını da düşlerimizde yaşattıklarımızı da. Sadece bedenen var olduğumuz, nefes aldığımız andaki gerçeğimizde de sevebiliriz, ruhlarımız da hissettiklerimizi de. Bunun için ihtiyacımız olan tek şey belki de sadece niyetlerimiz, her şeyi herkesi sevmeye dair.


“Her şeyi, herkesi sevmek zorunda mıyım” diye sorabilirsiniz?


Elbette hayır ama sevmek karşındakine olduğu kadar kendine şifadır derim her zaman, sevmek eylemi insanın canlılığını arttıran, yaşama bağlayandır, varoluşun temelidir, en azından varlığa saygı göstermek bile iyi bir sevme niyetidir.


Süresi belli olmayan, doğumla ölüm arası doya doya sevebileceğimiz “bir” ömrümüz var.

“Yarın olsun da ...” diye ertelenemeyecek kadar bir belirsizlikte yaşarken, keşke dememenin, acıları dindirmenin, dertlere katlanmanın en güzel tarafıdır iyi ki sevdim diyebilmek.


Kalp kırmaya, can yakmaya, hak yemeye, öfke duymaya, küstüm demeye değecek kadar da uzun değil yaşamlarımız. Elbette, hata diye yorumladıklarımız, sonucundan memnun olmadığımız deneyimlerimiz de olacak, kalbimizi incitenler de… Bu durumda; sınırlarımız, başkalarının bizi üzmesini engellemeye, kırgınlıklarımızı azaltmaya bariyer olacaktır her daim.


Hepimizin yaşamında maalesef ağır vedaları olacak, bazen dönüşü olmayan bazen de bile isteye karar verdiğimiz vedalarımız, tıpkı merhabalarımız, hoşgeldinlerimiz kadar hem de. Ama vedalaşırken tamamlanmak çok önemli. Ben tamamlanmak diyorum ama siz helalleşmek, uzlaşmak gibi de algılayabilirsiniz duruma göre.


Birbirimizden gitmelerimizin, kimin kime ne zaman veda edeceğimizin, tercihi zamanı belli olmuyorsa o zaman hep zarif ve şık, karşımızdakilerle tamam yaşayalım, hep ve her an gidecekmiş gibi özenli olalım.


Net, samimi, farklılıklara açık ve her daim şefkatle, anlayışla yaklaşalım birbirimize.


Çünkü ancak o zaman, ansızın yanımızda biten vedalar, bunları kabullenmemiz ve bu sınavları atlatmamız biraz daha katlanılabilir olacaktır. Keşkesi olmayan bir hayatın vicdani özgürlüğü ile önce kendiyle tamamlanmış olur insan, bu sayede de acılar daha katlanılabilir olur.


Vedalarla tanışmak herkesin yazgısındadır sanırım ama zamansız vedalarımız olmaması, kalplerimizin ağır acıları tatmaması dileğiyle...


Sağlıcakla

Aynur Görmüş