Sözcükler Sihirlidir (Şubat derKi 2022'den)



İnsan; ağzından çıkan cümlelerin,

beyninden çıkan düşüncelerin

bütün evreni dolaşıp,

tekrar onlara geri döndüğünü bilse,

çok daha dikkatli olurdu.

“Albert Einstein”

Sözcüklerin gücünün temeli aslında düşüncelerden gelir!


Her düşüncemiz kütlesel olmayan bir enerjidir. Biz onları seslendirene kadar beynimizin içinde, zihnimizde var olurlar. Konuştuğumuz zaman sadece sese dönüşürler. Bizler her an bu düşüncelerimizle evrene enerji yayarız. Yaydığımız bu enerji, tüm arzularımızı veya kaygılarımızı zamansal evrende gerçekleştirme kabiliyetine sahiptir. Kütlesel olmayan bu enerjiler, düşünceleri gerçeğe dönüştürür. Bizim yaydığımız enerjiler, kendisiyle aynı frekanstaki enerjiyi arar ve bizim düşüncelerimizle aynı rezonansta olan düşünceyi bulur. Sonuç olarak da kendimiz ve başkası için ne düşünüyorsak onu kendi yaşamımıza çekeriz.

Bu çekim yasasıdır. Bunun bizim istememizle ilgisi yoktur. Yasa, doğru yanlış, iyi kötü olarak algılamaz, bilinçleri yoktur, nereye gönderilirse oraya giderler ve yaşadığımız sürece işler. Çekim yasasına göre düşünceler gerçekleşmek zorundadır. Sadece zamansal evrende hemen olmayabilir bu gerçeklik.


Düşüncelerimizin ve kullandığımız kelimelerin sihirli olduğunu çoğu zaman hepimiz deneyimler ama fark etmeyiz. Sese dönüştükleri andan itibaren ise kelimeler hayatımıza şekil verirler.


Günlük hayatlarımızın içinde de her ne deneyim yaşıyorsak aslında hepsi düşünce üretim merkezimiz olan zihnimizin kayıtlarında var olan inançlarımıza odaklanmamız, onlara tek doğru gibi tutunmamız sonucu ortaya çıkıyor.

Öğrendiğimiz inanç kalıplarıyla da hep genelde olumsuz kelimeler, cümleler kuruyor ve kaygıyla olmazlara odaklanıyoruz. Zihnimizdeki kayıtlardan da çıkan bu kelimeler ve cümleler sonucunda evrende bu olasılıkları yaşamımızın etrafına getiriyor de içlerinden birini seçerek deneyimlerimiz olacak şekilde yaşıyoruz. Bütün yaşamımızı bu inançlar yönetir oluyor.


Örneğin;

Çok gülersen mutlaka sonunda ağlarsın’,

Ilk ters giden bir şeyde;

Zaten benim işlerim genelde hep böyledir’,

Ya da

Ben şanssız bir insanım’,

Kadersiz bir insansım’

‘Bende şans olsa zaten’

Gibi kendini her şeyin kötü gideceğine koşullandıran kelimelerle zihin kodlanır ve bu inanç haline gelir.


Ya da neleri sevdiğiyle, neleri başarabildiğiyle değil genelde negatif kelimelerle, sahip olduğunu düşündüğü hastalıklarıyla, takıntılarını, kendi kendine koyduğu sınırlandırmaları prensip zannetmeleriyle anlatmaya odaklıdır insan kendini tanımlarken.


‘Benim kilo vermem imkânsız zaten

çünkü çok hastalıklarım var’,

‘Bunu başarabilmem için sihirli değnek gerek’

Ya da

‘Kırmızı bana hiç uğur getirmez zaten,

giymemeliydim, böyle olacağı belliydi’

Veya kurban psikolojisi kabul edilmiş çaresizlikle;

Böyle olmasını ben mi istedim,

elimden gelen bir şey yok’


İnandığımız şeylerin birçoğu sonradan öğrenilmiştir ve bunların hepsi kuvvetli bir inançla ve niyetle yeni bir olumlu inanca dönüştürülebilir ve istediğin sonuç gerçeğin olabilir. Artısı da eksisi de senin düşüncenle doğru orantılı. Hangisi gerçeğin olmalı sence? Odaklanman yeter!


Kullandığın kelimelerini ve düşünce biçimini önemseyip olumlu şeyler düşünmeye dair bir pratik yapmaya başlayabilirsen, sonucundaki gerçekliğini kendi yaşamında da test edebilirsin.


Önce düşüncelerini fark etmeye başlayarak, genelde tepkilerimi hangi kelimelerle veriyorum diye kendi zihninle çalışmalısın. Ağzından çıkan kelimelere dikkat edersen ne kadar çok köşeli, negatif, sınırlandırıcı kelimeler, cümleler kullandığını ölçebilirsin.


Gün içinde verilen tepkilere, sözlerine bir bak;

o Henüz düşüncedeyse onu söze dökmeden zihninde olumlusu ile değiştirmeye çalış.

o Eğer düşüncelerin kelimelerle buluşup, ağzından çıkmışsa da fark edersen geri alabilirsin onları. Aslında söylemek istediğim bu değil de şuydu diye temizleyebilirsin o negatif cümleyi ya da kelimeyi, emin ol bu bir farkındalık yaratacak ve yavaş yavaş o kelimeyi azaltacaksın hayatında.

o Ayrıca kendimizi koşullandırdığımız, kısıtladığımız kelimelerden kaçınmalıyız. Yerine iyi hissettirenleri kullanalım, seslendirelim. Ama samimice, inanarak.



· Kelimeleri seçerek kullanmak;

Mesela “mükemmel, asla, mümkün değil, imkânsız, yapamam, prensibim değil, karakterim böyle” gibi keskin kelimeleri çıkaralım hayatımızdan. Çünkü negatif bir algı ile yorumladığımız bu kelimeler bizi kısıtlar, harekete geçmemize engel koyar, bahaneler üreten kelimelerdir bunlar, sorumluluktan kaçan kelimeler.

(Çünkü yaşamda her şey insan içindir ve insan isterse her şeyi gerçekleştirmesi mümkündür. Bunca mucidin, başarılı sonuçlar elde etmiş, hayallerini gerçekleştirmiş insanların yaşamlarına bakarsan ne demek istediğimi daha net anlarsın. Odağımız hep denemekten kaçmayan pes etmeyen insanlarda olursa, hata yapmaktan korkmadan aksiyona geçersek, bir kişi yapabiliyorsa herkes yapabilir inancı zihnimize yerleşecektir. Düşlediğimiz şeyleri gerçekleştirmek bütün koşulların ve kaynakların hepsine birden sahip olmaktan değil, inanmaktan, harekete geçmekten ve adamaktan ve pes etmemekten geçer.)

Bu kısıtlayıcı, koşullandırıcı kelimelerin yerine; “bir düşüneyim, olabilir aslında, isterim, deneyebilirim, mümkün görünüyor” gibi esnek kelimelerle ifade edelim kendimizi ve düşüncelerimizi. Ama yine bunu da samimiyetle yapalım, karşımızdakini susturmak, ikna etmek, idare etmek için değil.

Kendini bilen tanıyan insan da zaten bir şeyi istemediğinde de net olur ve ne ifade eder, bahaneler üretmeden, dolaylı anlatmaya gitmeden.

Günün sonunda bir şeyi yapabilir olmaya dair seçimin sadece senin iradende ve kararlılığında olduğunu bilmekle başlar her şey. Kendin olabilmekle…

İşte düşünce biçimini değiştirmeye de böyle başlar insan, zihnin kaydında var olan (nerden öğrendiğine de bakmalısın);

‘Yapamazsın’

Inancını çıkarıp, yerine

‘Istersem, biraz çalışırsam mümkündür’

Inancını koyabilir, bu inancı da ufak denemelerle tasdikleyebilirsin kendine.

Ya da

‘Hasta olmak istemiyorum’

Yerine

‘Ben çok sağlıklı yaşıyorum’

Veya

‘Parasız kalmak istemiyorum’

Yerine

‘Ben hep bolluk içinde yaşarım’

Küçük, adım adım hedeflerle başlamak bu inanca kanıt toplamaya yeter de artar bile.

Örneğin her akşam yatmadan 3 sayfa kitap okuyacağım, her gün 15 dakika yürüyeceğim, her gün bir sevdiğimi telefonla arayacağım gibi.

Uygulaması kulağına nasıl geliyor?


Sonucunu ve yapabilirliğini de gördükçe daha büyük hedeflere doğru yol alacaksın eminim. Okuduğun sayfa sayısı da artacak, yürüdüğün dakikalar da. Daha sonra büyük düşleri gerçekleştirmeye muktedir olduğunu fark edeceksin, buna inanmak için de kimseye ihtiyaç duymayacaksın. Kritik olan bu her ne hedef varsa ulaşmak istediğin kendine sözler vereceksin sesli kanıtlı yazılı sözler ve onları yerine getireceksin. Kendinle bütün olacaksın önce.


İnsan bu farkındalıkta olur ve harekete geçerse, olumlu düşünce ve olumlu konuşmanın pratiği de verimli şekilde işler.


· Olumsuz hikayeleri büyütmemek, çoğaltmamak

Bir başka konu da olumsuz duyduğunuz hikayeleri başkasına da anlatmayın büyütmeyin, iyilikleri paylaşın, keyifli anları paylaşın, endişeleri kaygıları değil. Sonra bunu gerçekçilik olarak da adlandırmayın. Her anlattığımızda gerçekliği bir kere daha yaratmış ve büyütmüş oluyoruz. Evet bazı sonucundan memnun olmadığımız şeyler yaşayacağız, bu kesin ama drama yaratmadan, tadında acıyı da yaşamak ve paylaşmak hem kendimizin hem de çevremizin yaşama inancını eksiltmeyecek, enerjilerimizi düşürmeyecek ve hayatı iyi gözlerle de görebilmeye motive edecektir.

Bir de gördüğümüz gerçeklik dediğimiz bizim inancımızla doğru orantılıdır. Birinin kötü yorumladığını bir başkası ödül bile görebilir. Gerçeklik dediğimiz, zor dediklerimiz herkesin zihninde zor olmayabilir, anlattıklarımızla da karşımızdakini koşullandırmış olabiliriz. Olumsuz hikayeleri bu yüzden yaymamaya gayret etmek, olumsuza karşı yapılan iyilik aksiyonlarını paylaşıp büyütmek olan bitene de çözüm sağlar.


· Zorunluluk hissetmeden seçim yapmak

Yine zorunluluklarla yaşamak ve bunu seslendirmek bizi olumsuz düşünceye iter. Örneğin; “meli- malı” kelimelerine dikkat edin, ne çok insan cümlelerini bununla kuruyor di mi? Zorunluluklarla, dayatılanlarla yaşıyor yani. Hayatınızda sorumluluk alın ve zorundayım demeyin, o zaman siz istemediğiniz halde başkasının istediğini gerçekleştirmiş ya da dayatılanı yaşamış oluyorsunuz.

Bu size nasıl hissettiriyor?

Sadece seçtim, ben böyle tercih ettim deyin!

Eğer kendi iradenizle tartıp biçtiniz ve kendinizce yapılmasına karar verdiyseniz, o zaman sadece “ben seçtim” diyerek sonucunda kendinizi özgür hissedebilirsiniz.

Bu hem sizi kendi seçtiğiniz hayatı yaşamaya hem de sorumluğunu almaya iteceği için bedellerini önden bilerek davranmaya motive eder. Unutma, yaşamda her şey senin seçimin!

Sonucundan mutsuz olduğunda zorundaydım demek bahane ve sorumluluğu başkasına aktarmaktır, suçlamaktır. “meli-malısız” hayat üzerinizdeki baskıyı ve stresi de azaltır.

Çalışmak zorundayım yerine çalışmayı seçiyorum demek bu sorumluluğu alıyorum sonucunda bedeli olarak da para kazanıyorum ve yaşamımdaki ihtiyaçlarımı karşılıyorum diyerek benim irademde yaşıyorum demek olur. Her sonucun bir sebebi ve bedeli vardır ama yaşamdaki ihtiyaçlarımızla doğru orantılı olarak bedel de ödendiğini kabul etmek gereklidir.


o Ama’nın ve fakat’ın gücü

Fakat, ama kelimeleri de kullanıldığı cümle yapısına baktığımızda ilk cümle ne kadar olumlu olursa olsun araya girdiği anda yine birinci cümleyi anlamsız kılar, bunu da dikkatli kullanmak insana iyi gelecektir.

“Çok güzel bir gündü ama yağmur yağmasaydı daha iyiydi” dediğin anda günün güzelliği değil artık sonraki negatifliğinle zihnine çelişkiler yerleştiren ya da bir güzel sözün anlamını tamamen yok eden olursun.

“Çok güzel bir yemek yedik, teşekkür ederim ama o tatlıyı yemeseydim iyiydi” dediğin anda pişmanlık kısmı yediğin yemeğin tadına dair güzel düşünceni de aldı götürdü. Seçtim dediğinde ise ben, kendim, öz benliğimle, irademle böyle seçtim demek çok iyi hissettirir insanı.

İşte kelimeleri, cümleleri yaşamda kullanırken de kendimiz olmak, irademizle seçmek insanı çok özgür hissettirecektir.


o Olumlu düşüncelerle uyumaya çalışın

Gece uyumadan yatağınıza girmeden önce zihninizi gün içindeki stresli düşüncelerinizden arındırın. Ne yaşandıysa yaşandı artık yeni bir gün mümkün. Yeni güne huzurla taze bir zihinle uyanmak için bir gece öncesinden uyumadan meditasyon yapın, kitap okuyun, iyi hissettirecek şeylerle uyuyun. Yürüyüş yapın mesela, sizi sağlıkla taşıyan o bedenin hakkını verin, zekatını ödeyin bir nevi.

Bol bol düşler kurun.

Akıl defteri tutun mutlaka, yazı yazmayı deneyin, ne olduğunun önemi yok, ya da yatmadan çok sevdiğin bir yazarın, bir şairin bir sözünü not alın.

Güzel bir bitki çayı ile uykuya dalın, sizi uyarıcı bir şeyle ilgilenmeyin, mesaj bakmayın, e-mail okumayın.

Evet herkesin hayatında iyi gitmeyen şeyler oluyor ve bizler de onlara çare olmak istiyoruz, ama önce ben demeden, kendi derdimize çare olmadan, enerjimizi yükseltmeden emin olun kimsenin de derdine faydalı olamayız.

Hep ben değil, Önce ben!

Bu bütün insanlığın hakkıdır, bencillik değildir.

İşte mutlu huzurlu tatmin olunmuş bir yaşamın temeli, yaşamın içinde olanlara olumlu bir bakış ve yaklaşım sergilemekle gerçekleşiyor. Bu da ne düşündüğümüz ve ne söylediğimizle ilgili. Yaşamda belki tek kontrolümüz olan güç, ağzımızdan çıkan sözlerimizde.

Kelimeler sihirlidir. Layığı ile kullanalım ve gerçeğimiz de öyle olsun



Sağlıcakla

Aynur Görmüş