(11) Mutluluk, Suçluluk ve Utanma Duygusu - 3.Bölüm

Güncelleme tarihi: 27 Eki 2021

İnsan eş zamanlı olarak hem acı çekerken hem de mutlu olabilir mi?


Ya da aynı zamanda mutluluk ve bundan suçluluk duymak, vicdan azabı çekmek, pişmanlık yaşamak gibi farklı duyguları bir arada yaşayabilir mi?


Öncelikle suçluluk duygusunu insanın öz benliğinden ve değerlerinden bağımsız olarak bir olaya istinaden yapılan davranışa karşı memnuniyetsizlik hissetmek ve bunu onarmaya dair niyette olmak diye tanımlayabilirim. (Örneğin; Ben yanlış bir davranışta bulundum)


Utanç ise olay özellikli değil, daha genel, öz benlik, kişisel ve toplumsal değerlerle kıyaslı olarak mizaca yansıyan, kalıcı izler bırakacak, hatta bu mizacın da sahiplenildiği bir duygudur. Tepkileri de içe dönüş davranışları olacaktır. (Örneğin; Ben yanlış bir insanım zaten)


Vicdan dediğimizde ise; toplumsal ve insani değerlere karşı egonun, davranış ve duyguları değerlendirerek, denetleyerek ve hatta cezalandırarak yaşadığı bir duygusudur.


Suçluluk duygusu egonun kendi bencilliğine dair olay bağlamında değerlendirme yaparak, vicdanın verdiği cezadır. Pişmanlık ise vicdanın verdiği bu cezanın tepkisidir.


İnsanların hissettiği duygular aynı zamanda birden fazla ve karmaşık olabilir. Bu kavramları herkes farklı yorumlayabilir. Birinin vicdan azabı, diğerinin utancı olabilir. Pişmanlık yaşamak yorumu ve biçimi bir diğeri için acı çekmek olarak tanımlanabilir.


Genel olarak duygular kavramsal olarak birbirine karıştırılarak tanımlanabilir, coğrafyaya kültürlere göre de değişebilir, dışardan öğretilir, koşullandırılır ve öğütlenebilir. Bütün bu suçluluk, utanç, pişmanlık, vicdan azabı gibi duygu kavramları olumsuzluk içerir, biriyi verdiği hisle rahatsız eder, öz benlikle ilgilidir. Ancak bazıları uzun vadede, bazıları olay özelinde çözümlenebilir, rahatsızlığın şekline göre değişim ihtiyacı hissettirir.


Utanç duygusu öz benliğe sirayet ettiği için artık mizaç olarak ve sürekliliği olan davranışlarda vücut bulabilir. Örneğin utanç, içe dönük, sosyalleşmekten kaçan, gözünü kaçırarak konuşan bir karakter tepkisi sergileyendir.


Suçluluk duygusunda vicdanla bağlantı ve öz eleştiri vardır, sonucunda olay özelinde düzeltici bir aksiyon alabilir birey. Mizaçla ilgili değildir ve kısa vadede kişinin öz benliğine zarar vermez. Olayın sonucunda mağdur olanla tamamlanır, özür diler, vicdanını rahatlamak ister, kısacası birey sorumluluk alır ve harekete geçer.


Ama pişmanlıkta egoya binen sorumluluk biraz daha hafifletilerek, ‘evet, bir yanlış yaptım olmasa iyi olurdu ama insanlık hali’ yorumuyla normalleştirilebilir ve makuliyet seviyesinde kalabilir ve herhangi düzeltici bir faaliyette bulunmaz, vicdanı daha rahattır, mağdur olan tarafa da adım atmayabilir. Tamamlanamamış bir duygudur ne pişman olanla ne mağdur olanla. Hep yük ve keşkeler yaratır.


Suçluluk duygusu yapıcı, iyileştirici sonuca da bağlanabilir, çünkü daha bilinçli bir yerden bakmaktır. Ama uzun sürerse utanca da dönerek, öz benliği yaralayabilir. Bu yüzden sürekli kendine öz şefkatli olmayı, kendini sevmeyi en önemli mutluluk ve tatminin kaynağı olarak görmekteyiz. Kendimizi affetmemiz, başkalarını affetmekten bu yüzden daha önemlidir. Kaynak, güç hep önce kendi içimizdedir, şefkat önce öz benliğimize gereklidir. Kendinle tamamlanmak; her koşulda, her durumda, tam da var olduğumuz zamanda olduğumuz halimiz ile mutlu olmayı ve sonucunda öz değeri de getirir.


Son yıllarda gözlemim, insanların başkalarının yargısından önce kendine çok acımasız, yargılayıcı davranışlar sergilemesi ve mükemmel kavramını yaşamında, bedeninde araması.

Öncelikle mükemmel diye bir kavramı yaşamdan çıkarmakla başlamalıyız, çünkü insan hata yapmak üzerine kurgulanmış bir irade ile yaratılmıştır. Her ne kadar mucize bir varlık olsak da iradesini bazen hoşa gitmeyecek şeylere de kullanabilir, hata diye yorumladığımız performanslar sergileyebilir. Önemli olan değerlerimizi, inançlarımızı gözden geçirerek bu hata yorumlarında aşırı yargılayıcı ve acımasız olmamaktır.


Kendinizi suçladığınız her ne varsa bunları yok sayarak, yüklerinizden arınamazsınız, bunları fark ederek ve kabul ederek, üzerine yeni ve iyi ne koyabiliriz diye bakma gereklidir. Deneyimler bu yüzden vardır. Bir diğer bakış açısı ile de yaşamımızda olan her ne varsa (iyi-kötü tüm yorumladığınız şeyler) insanın belli bir olgunluk seviyesine ulaşması için bizim karşımıza çıkarlar. Iskalamaz, deneyimden ders çıkarabilirsek ne ala.


Bu yüzden de insanın kendisi ile samimice çalışması gerekir. Kendinizi suçlamak için değil, suçladığınız konuya dair farkındalık kazanıp, burada ne sorumluluk alabileceğinizle yüzleşmek için olanı tespit etmek, sonra tekrar etmemesi için ders almak ve harekete geçmek önemlidir.


Bu yüzden suçlamak, pişman olmak yetmez, geçmişte ‘keşke olmasaydı ama oldu’ demek, bugüne ve geleceğe dair sorumluluğumuzu yok etmez, samimiyetsiz bir yaklaşımdır.


Peki mutluluğumuzdan suçluluk duymak, utanmak normal midir?


Bütün için, toplum için ya da bir başkası için üzüldüğümüz, çaresiz hissettiğimiz zamanlarda, kendi bireysel yaşamlarımızda mutlu insanlar da olabiliriz. Bu herkesin hakkıdır.

Böylesi mutlu bir durumda suçluluk hissetmenin öncelikle bireyin öz benliği ile ilgisi olabilir; sürekli inanç kalıbında değersizlik duygusunu yaşayan bir kişi, yaşadığı her mutlu andan diğerlerine dair suçluluk duyabilir. İnançları arasında “mutlu olmaya hakkım yok, çünkü sevilmeye, mutlu olmaya layık değilim” varsa, ya da “başkası mutluyken benim gülmem ayıp” koşullandırmaları ile yetişti ise yaşadığı her iyi deneyimde kendini değersizliğine dair haklı çıkaracak duygulara bürünebilir. Çünkü çoğu zaman zihnimiz mutlu olmayı değil haklı olmayı seçer ve bu kurbanlığına dair haklı çıkarak mutlu ve tatmin olur. Haklı olmak ve buradan güç elde etmek bizi daha iyi hissettirir.


Örneğin zihni şöyle söyler;

- ‘Ben demiştim şanssız bir insanım diye, bak yine işim olmadı’ (kendini ne kadar tanıdığına dair haklı çıkmanın mutluluğu)

- Ya da ‘beni hep yanlış insanlar buluyor, gördün mü?’ (Hep yanlış insanları seçiyorum sorumluluğu yerine, kaderini ve başkalarını suçlayarak rahata ermek)

- Mutluluk bana haram, her güldüğümde sonucunda ağlayacak bir şey buluyorum’ (inanç kalıbıyla; çok gülersen peşinden mutlaka ağlarsın gibi bir kodla zihinlerimize işlemiş sözlerle daha en başta mutluluğu haram kılmak ve o olasılıkları çekmek, zihni ona koşullandırmak)

…gibi bu örnekler çoğaltılabilir.


Bu inançları nereden ve nasıl öğrendiği ile ilgili herkesin kendiyle çalışması inanılmaz faydalı olacaktır. Bu duygunun bir olay bazlı mı yoksa genel mizacına işleyip işlemediğine de bakmak çok önemlidir. Duygunun kalıcılığı açısından bunun tespiti çok kıymetlidir. İnsan bazen hatalı davranışlar ya da yorumlar yapabilir ama burada bu hatayı bir kere oldu nasıl olsa diye sürekli devam ettirmek veya hissettiği suçluluk duygusunu tekrar etmemesi için harekete geçip hatasını düzeltmek de mümkündür, hangisi olmak istiyorsun, seçim senin!


Bir diğer sebep mutluluğun ne kadar hakkı olduğuna inansa da kendisi mutluyken bir başka olay için üzülen, acıları fazla içselleştirebilen, aşırı empatik, sonucunda da yaşamı zor sınavlar içinde geçen diğer insanlar tarafından onaylanmama duygusu, iyi görünme çabası ya da kötü görünme kaygısı ile mutsuz davranışlar sergileyebilir ya da mutluluğundan dolayı kendini suçlu hissedebilir ve sonucunda hem kendisini hem de çevresini yıpratabilir.


Yine öz benlikle ilgili olarak aşırı çevre baskısına, yargılarına karşı sınırlarını belirleyemeden, hayır diyemeden, yaşamından, iyi koşullandıran suçluluk duyarak, her şeye evet diyen, mutluluğunu fedakârlık yaparak, ödün vererek kapatmaya çalışanları da görmek mümkün.


Oysa kendi hayatında mutlu bir yaşam sürerken, aynı zamanda başka yaşamlara, olaylara, doğaya, insana çok empati duyan birisi, bu güçlü özelliği ile tüm yaşama ilham olabilir. Hissettiği mutluluğun ve tatminin verdiği enerjiyle, duyduğu empatinin gücünü kullanarak, acıyı paylaşarak azaltmak ya da iyilik adına harekete geçerek fayda sağlayan kişi, duyarlı birisi de olabilir. Çünkü mutluluk da iyilik gibi bulaşıcıdır!


Sürekli negatif düşünce yapısına sahip insanlarla bir arada olduğunuzda onlara benzemeye başlarsınız. Ama hayatın her koşulundan mutlu olacak bir sonuç çıkarmaya yatkın davranışları olanlarla da bol bol şükre düşersiniz.


İşte hangi tarafta olacağınıza dair seçimleriniz ve sınırlarınız mutluluğunuzu belirleyecektir.

Mutluluğumuzdan, eğlenme ihtiyacımızdan, yaşamdaki koşullarımızdan suçluluk utanç duyuyorsak bu öz benliğimizle çalışmamız gerektiğinin bir göstergesidir. Çünkü çoğu insan emek verip, üretip, yetiştirip, iyileştirip, şifalandırıp, onarıp bir yerinden tutuyor yaşamın. Sonucunda mutlu olmayı seçmek, eğlenmek, yorulan bedenlerimizi, ruhumuzu, zihnimizi iyileştirmek hepimizin insani ihtiyacıdır.


Bu, yaşamda başka hayatları anlamamak değil, tam da böylesi zamanlarda ihtiyacı olanları güçlendirmeye dair büyük bir kaynak, güç olmayı seçmektir.


Evet mutluluk bir seçimdir! Koşullar ne olursa, ne kadar olursa olsun insan içinde bir mutluluk aramaya hele bir niyet koysun, mutlu olmak için her koşuldaki insan kendine bir sebep bulabilir.

Böylesi içine takılı kalmadan geçip gidebilmenin kolay olmadığı zamanlarda;

- Varlığı yaşayan, yok olanla paylaşarak mutlu olabilir,

- Yok olan dayanışma için, var olanınkine paydaş olarak, sonunda şükran duymayı öğrenerek,

- Varlığını paylaşan, vicdani ve insani görevini yerine getirdiği için, kazandıklarını bölüştüğü, sonucundan da yaşayacağı vicdani hazzı duyarak, yaşama katkı olarak mutlu olabilir.

- Kimi birinin derdini dinleyip acısını küçülterek,

- Kimi sadece senin için ne yapabilirim diyerek...


Kısacası insanın insan kalabilmesi için, dayanışması ve paylaşması şarttır ve her bireyin temel sorumluluğudur. Mutluluk tek başına çekilebilen bir şey de değildir.


Hayatın sınavlarını ağır yaşayanların yanında mutsuz olmak onların sorunlarını çözmez, ama mutlu insan her daim çözümün parçası olabilir.

Bu yüzden mutluluğu da paylaşmalı, iyiliği de ama yaslara, acılara da saygı duyarak.


İdeal dünya da bu insanlarla var olacak, mutluluğun da acının da layığı ile paylaşıldığı cennet bir yer olacaktır.

Umut mu? Onsuz olur mu?!


İnsan belki her şeyin çözümünü bulamayabilir, her acıya, her felakete şifa olamayabilir. Olanın içindeki hayrı görmeye odaklanmak, göremediğinde üst bilince güvenip teslim olmak her daim iyilik için duada kalmak insanın kısıtlı iradesi ile yapabileceği tek seçimdir.


Sağlıcakla

Aynur Görmüş