top of page

“Alaimisema” ve İnsan (Mart derKi 2022'den)



Resimlerinde neden hep siyahi insanlar? diye soranlara; orada önemli olan elbette önce insan diyorum. Siyahisi, sarışını, kızılı, esmeri onların sadece fiziksel bir özelliğidir, insanın değerini belirleyen bir statü olamaz. Elbette benim hikayemde bu renklerin öne çıkmasının nedenleri var fakat sebebi özellikleri değildir.


“Alaimisema” insanının anlamı bende çeşitliliği ve zenginliğimizi temsil eder.


Yaşamda hiçbir insan birbirinden ayrı tutulmamalıdır. Ve benim penceremden gördüğüm insanlar da tam da buna dikkat çekmek için renkli ve her birinin varoluşunun dünyamızı ve birbirimizi nasıl zenginleştirdiğini görebilelim diye.


İnsan sadece insandır ve herkes biriciktir, özeldir, mucizedir. Ama birbirine de muhtaçtır, tek başına sadece nefes alıp verebilir, canlı kalabilir ama anlamlı bir yaşam inşa edebilmesi için bütüne aidiyet hissetme ihtiyacı vardır!


Herkesin fırçasında, kaleminde, kelimelerinde, hikayesinde, sesinde, duruşunda yaşama dair bir derdi, davası olabilir. Öylesine icra etmiyordur sanatını, ama bunu yorumlayan kişinin zihnine göre değişebilir onu izleyen insanların anlamları. Yorumlamalar özgürdür, kişinin hayatının hangi alanına çapa attığını kimse bilemez, kimse kimsenin yorumuna yargı koyamaz. Çünkü sanatı icra eden kadar takip edende özgür olmak ister.


Her gün hayatımızı şekillendiren, bizi birleştireceğine, bir’i biz’e götüreceğine bir taraf olmaya yönlendiren öfke ve nefret söylemleriyle, insanı ve her şeyi sevmekten alı koyan, her alanda öteki denecek bir şey bulduğumuz, bizden olmadığına dair inancımızla bir taraf olma yanılgısına düştüğümüz her ne varsa fark edelim diye var benim alaimisema dünyam.


İnsanı birbirinden ayrı görmeyelim derken, dünyamızda var olan bu ayrıştırmaları da yok saymayalım, kayıtsız kalmayalım, ucundan tutalım bütün bu acımasızlıklara biz kendi içimizde dur diyelim önce ama sevgisizliği, ötekileştirmeyi de büyütmeyelim elbette. Biz önce kendi vicdanımızdaki duruma bir bakalım. Görmeye odaklanacağımız yer, renklerin zenginliğinin yaşama ne gibi katkıları var, kim kimi nerden etki ediyor, nerden tamamlıyor acaba diye sorgulamaya ve ön yargılarımızın olduğu yerleri temizlemeye, farklılıklara bakış açımızı görüp, olumsuz, acımasız durduğumuz yerleri olumluya dönüştürmeye dair olsun. Üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmekten geri durmayalım ve önce kendimizden başlayalım diye…


Herkese verilmiş bir ruh, bir beden, irade, bir vicdan ve farklı zamanlarda yaşanacak farklı duygular vardır. Aslında her biri kendi varlığı ile bir mucize ve herkes biricikliği ile özelken, diğer taraftan birisi diğerini farklı bir alanda tamamlayan, besleyen, geliştirendir. Hepimiz bir diğerinin hem öğreticisi oluruz aynı zamanda da öğrencisi; tıpkı hayat gibi.


Halbuki insanda gördüğümüz ilk özelliği rengi, seçimleri, yönelimleri değil de sadece gözlerindeki duygusu, sözlerindeki anlamı, yüreğinde niyetleri, vicdanı, yaşama katkıları olsa! İçimize dönüp bakabilsek nerelerde kirletmişiz yüreklerimizi, çeşitliliklere bakarken zihnimiz ne yorum yapıyor ne kadar kapsayıcı kalbimiz, biraz orada kalsak, nereden öğrendik bu duyguları diye sorgulasak…


Doğadaki canlılar insan, hayvan, bitki diye temel farklılıklarda cins, tür olarak ayrılabilir, ama kendi türü içinde herkesin farklı bir görevle doğayı ve evreni tamamladığını kabul etmeden birlik ve huzur içinde yaşamamız olası değildir. Her insan kendi biricikliğini bir amaca adarsa, yarattığı fayda ile zengin bir dünyada barış içinde yaşayabiliriz.


İnsanı kendi türü içinde daha değerli ya da değersiz sayamayız. Unvanlar, sıfatlar yaşamda ihtiyaçlarımıza göre şekillenir ve insan seçimini yaparak bu unvanlara, sıfatlara kendi sahip olabilir. Ama varlığının değeri asla bu unvanlarla belirlenemez.


Gerçek güç bu unvanlardan, sahip olduğumuz maddesel şeylerden gelmez. O ancak konumsal bir güç olur, mutlaka gereklidir ama geçicidir. Çoğu zaman duyulan saygı ve sevgi konuma ya da menfaatlere olabilir. Kişisel gücümüz ise tamamen hayattaki duruşumuzla, hakkaniyetimizle, bilgi birikimimizle ve sevgiyi paylaşmamızla, yaşama katkımızla ve neresinden ilham olduğumuzla ortaya çıkan doğal bir süreçtir. Samimiyetten var olur, zorlama ile, çaba ile elde edilemez.


Yaşamda her farklı göreve de dolayısı ile görevlerin aldığı unvanlara da ihtiyaç elbette kaçınılmazdır. Bu unvanlara (konumlara) gösterdiğimiz özen ve saygı, hakkaniyet göstergeleri ile doğru orantılı değildir. Değerlerimiz, unvanlar üzerinden şekillenemez. Ancak unvanlara göre kazanımlar, sahiplikler farklılaşabilir ama bunu da yine insan yaratır. Elbette seçimlerimiz bazen bilinçli bazen bilinçsiz de olsa irade her zaman insandadır. Tam da insanın hepsine verilmiş bu güç, vicdan ve irade ile biz diğer canlıların da yaşamasının sebebi oluruz.


Hayvanlarda ise bilinç maalesef yoktur, güdülerine göre yaşarlar, doymak ve sevilmek onlar için diğer canlıları sevmeye yeterlidir. Sahip olduklarına dair bir yanılsamayla kendini güçlü sayansa sadece insandır. Oysa insanı hayvandan, bitkiden ayıran en temel özelliği rengi, ırkı, konuştuğu dili ya da inandığı dini, inançları, sahip oldukları maddesel güç değildir, vicdanı ve bilincidir.


Resimlerimde her daim çeşitlilik ve farklılıklarıyla var olmaya çalışan insana, negatif bir ayrımcı bakış açısı yerine, din, dil, sosyal kültürüyle zenginlik katan insan bakış açısını vurgulamak amacım olmuştur. Buna dair bir inançla yola çıkarak dikkat çekmek istediğim şey, insanların hiçbir özelliğinden dolayı ötekileştirilmeden, hissettiği duygularına daha empatik olarak ve düşünce özgürlüğüne saygıyla, koşullarını da anlamaya çalışarak sevilebilmesi, sayılması, fırsat eşitliği içinde, sadece çeşitlilikle değil, kapsayıcılıkla da yaşaması ve yaşatılması, iyilikleri ve başarılarıyla da onurlandırılmasıdır. Bu ilk günden beri çalışmalarıma da yansıyan bir temeli oluşturmuştur. Çünkü her insansın temel hakkıdır kendini gerçekleştirmek.


Kısacası her insana baktığımızda, farklılıklarını zenginlik olarak görmeye niyet edip, önce kendi önyargılı zihinlerimizdeki inançları temizleyip, hepsinin gözlerindeki duyguları anlamaya çalışıp, bunlarla bizde bıraktığı izi, hikayeyi yorumlamak, bunlardan öğrenmek olmasını diliyorum.


Bence hiçbir insan birbirinden sıfatlarıyla ayrıştırılamaz, olsa olsa vicdanını, aklını, iradesini mantığını, iyi niyetli seçimlere kullanan ya da kötü niyetli seçimlere kullanan olarak ayrılabilir. Burada bile hala kötülüğü seçenler için bir kurtuluş imkânı olabildiğini düşünmek istiyorum.


İradeyi insana veren yaratıcı bir güç vardır elbet ama bu gücü kötüyü yaymaya çalışan biri ya da iyiliği bulaştırmaya çalışan biri olarak da kullanmak tamamen insanın seçimidir. İnisiyatif de tamamen insandadır. Çünkü her insanın için de aydınlık ve karanlık yanlar bulunur. Hangisini güce dönüştüreceği seçimi insan iradesindedir. Elbette sağlıklı bir ruh halinde olanlar için geçerlidir. Bütünsel sağlığımızın 3 bacağından birinde hasar olduğunda zaten diğer ikisinin de verimli çalışması pek söz konusu değildir. Tıpkı bedensel sağlığımıza gösterdiğimiz özen kadar ruhlarımızı, zihnimizi de iyileştirmeye niyette olabilsek, kötülükleri ıslah etmeye, öfkelerimizi, kızgınlıklarımızı affetmeye çalışsak, dünya ne kadar yaşanılabilir güzel bir yer olurdu.

Her insanın ihtiyacıdır; eşitlik, adil bir yaşam hakkı, sevilmek, sayılmak, kabul görmek, onaylanmak… Vicdanın, hakkaniyet duygusunun, adaletin, barışın bol olduğu günlere niyetle.


İşte benim fırçalarım, alaimisema dünyasının zengin renklerinde gezinerek, dünyaya, insanlığa, doğaya, hayvana dair hissettiğim duyguları düşlere, onları da gerçekleştirmeye dair aksiyonda olmaya niyette her daim. Bir ucundan tutabilirsek yaşamın ve canlının, insan olabilmeyi ve kalabilmeyi başaracağız sanırım.


Umutla, hepimizin yaşam haklarına saygıyla


Aynur Görmüş






Comments


bottom of page