(41) Saygı



Hepimiz çocukluk zamanlarında öğrendiklerimizle vazgeçilmez değerlerimizi belirliyoruz. Bu değerlerle de olan’ları yorumluyor veya yargılıyoruz. Zihin bu sistemle çalışıyor. Öğreniyor, gözlemliyor, 5 duyu ile algıladıklarını kaydediyor, doğru kabul ediyor ya da doğru kabul etmese bile alışkanlığı, zihnindeki bilgi o olduğu için yaşama tepkilerini bu öğrendikleriyle veriyor.


Saygı kavramı da işte bu doğrular ve yanlışlar olarak öğrendiklerimizle her bireye göre değişkenlik gösteriyor. Elbette toplumsal kabul görmüş birtakım değerler vardır ve bu değerlere karşı davranış sergilendiğinde de bunu saygısızlık olarak yorumlayabiliyoruz. Üsluplar, nezaket, görgü kuralları, konuşmalarda ses tonu, beden dili, kendini ifade etme biçimleri, hak arama, tepki verme alışkanlıkları toplumlara, kültüre, coğrafyaya, eğitime göre değişiklik gösterse de kişinin özgürlüğünü kısıtladığı, taraflarda baskı kurduğu anda sorgulama ihtiyacı hissettiriyor.


Elbette özgürlük adı altında da toplumun değerlerini alt üst etmeden birbirimizin düşüncesine değilse de düşünce özgürlüğüne, kendi doğrularına saygı duyarak yaşamalıyız. Birbirimizle bir arada barış, huzur ve sevgiyle yaşamak da ancak herkesin kendi olabilmesini sağlayarak mümkündür. Kimse bir diğerinin koşulunu anlamadan, onun duygularını, değerlerini bilmeden, onun gibi düşünemez, akıl dağıtamaz.


Ama genel olarak artık herkesin ‘kendi normalinin’ saygı kavramıyla eşleştiğini görüyoruz. Kendi gibi düşünülmediğinde ve davranılmadığında, olan’ları genele yayıp, saygısızlık olarak nitelendirmeye, kendisine uymayana saygısızlık diyerek, kimin ne giyeceğine, nasıl davranacağına, ne yiyip içereceğine, hangi bedende daha “uygun” yaşayacağına karar veriyor sanki, ne dersiniz? Bu aslına bana göre büyük bir samimiyetsizlik ya da farkındalıktan, empatiden uzak yaşamak ve bencillik demek oluyor.

Yargılamak yerine, doğru nedir, kime göredir, saygı nedir, diye anlayışlı bakış açımızı arttırmaya yönelik daha çok düşünmek, kafa yormak zorunda olduğumuz zamanlardayız. Bulaştıracağımız, yarıştıracaklarımız baskılar değil iyilikler olsun. Sürekli birbirimiz üzerinde kurmaya çalıştığımız bu baskıcı, dayatmacı, kısıtlamaya meyilli yaklaşımlarla bir de normalleşmiş durumda yaşar oldu toplumumuz.


Oysa etrafımıza ahlaklı olmak nedir, zarafet nedir, üslup, değer nedir, bunları eleştirmekle ya da dilde söylemlerle yargılayarak değil de, yaşayarak ve yaşatmaya niyetli olarak, erdemli olmanın sonucunun herkese ne kadar iyi hissettireceğini, başkasından beklediğimizi davranışlarımızla biz göstersek doğalından, önce biz yaşasak daha yapıcı ve ilham verici olmaz mı?

Halbuki herkes aynayı önce kendine çevirse oradan başlasa görmek istediği dünyayı kendi hayatında yaşasa, zaten hiçbir şey yapmasına gerek kalmadan bunu bulaştıracak. Normalleştirdiğimiz ise o zaman saygı nasıl gösterilire dair ahkam kesmek, bunu sözle söylemek değil, nasıl saygılı yaşanırla olacaktır.


Saygı görmek, saygılı insanlarla yaşamak, bizim görmek istediklerimizi başkalarına dayatmakta değil, olanı olduğu haliyle kabul edebilmekte, görmek istediğimiz davranışı ise önce kendi yaşamına uyarlamakta gizlidir.


Birileri sana neyin nasıl olması gerektiğini sormadığı sürece, ona sırf sana saygısızlık geliyor diye ne yapması gerektiğine dair akıl hocalığı yapmak çok kibirlice değil mi? Hepimiz bu gaflete düşüyoruz biliyorum. Peki;


· Saygıyı nerede arıyoruz sizce?

· Tıpkı mutluluk gibi, başarı gibi onu da mı dışarıda arıyoruz?

· Biz topluma, değerlerimize, insanımıza doğamıza hayvanımıza ne kadar saygılıyız?

· Özgürlükler, sınırlar ve saygı kavramları ne kadar iç içe geçiyor sizce?

· Sen nasıl görünmek istiyorsun dünyaya, senin güzel insan, iyi insan, doğru insan, saygılı insan anlayışın nedir?


Bırakalım artık birilerinin bizi nasıl görmek istediğine göre yaşamayı.


Evet birçok rolümüz var ve dışarda herkes rollerimizi layığı ile yerine getirmemizi bekliyor olabilir, ama herkes kendi rolüne önce kendisi saygı duyarak yaşarsa (kaynaklarının yettiğince en iyi versiyonunu gerçekleştirme niyetiyle) kendi inançları ile de yaşamda mutlu bir yol alabilir.


Önce kim olduğunu bilmeli, sonra kim olmak istediğini bulmalı, ama hep olduğun halinle tamam, hep şefkatle…

Saygı aslında herkesin kendisi olabilmesine izin verebilmekte!


Sağlıcakla

Aynur Görmüş