(30) Telaşsız Yaşamlar

Güncelleme tarihi: 25 Oca

Telaşlarla yaşamayı öyle büyük alışkanlığımız haline getirdik ki; kimselerin vakti yok bir kahve için bile buluşup birbirinin hayatlarında olanları öğrenmeye, güzel günleri paylaşıp çoğaltmaya, zor günleri, sağlık sorunlarını paylaşıp azaltmaya, dostluğuna özen göstermeye, bir pazar sabahı bedenin ihtiyacı olan uykuyu bir saat fazladan kendine hediye etmeye, battaniye altına girip bir film izlemeye. Yapılacaklar, yetişilecekler listesi nasıl da kabarık ve hiç azalmıyor. Söylüyorum, çünkü kendimden biliyorum!


Her evin her ailenin önceliği farklı elbette. Evet maalesef hepimizin belki yakınlarının bir sağlık sorunları var, çocukların okul telaşları var, çalıştığımız yerlerde işlerimiz iyice esnedi, günün tamamına yayıldı, çok fazla teknolojinin yarattığı strese maruz kalıyoruz, müsait olmama olasılığın, telefonunu yanına almama lüksün yok oldu, telefonla ulaşamayan, mesajla ulaşıyor, çevrimiçi olup da dönmüyorsan vay haline, kısacası sistem bizi yarattığı sahte ihtiyaçlarla kolayca uyumlandırıyor ve kaptırıyoruz. Tam da bu yüzden ilk önce birbirimizi ıskalıyoruz, hayatlarımızda olan değişiklikleri paylaşmayı atlıyor, hayatı kaçırıyor, bir selamı bir günaydını çok görüyoruz, her dakikası kıymetli hayatlarımızı hiç bitmeyecekmiş gibi tüketiyoruz. Oysa kaynak limitli!


Dinginlik, sessizlik, yalnızlık, içe dönme, ihtiyaçlarımızı azaltma, basit yaşama, hafif yaşama ihtiyacımız ne çok arttı di mi?


Artık biraz daha ıskalamadan, an’ı yaşayalım diye diye çığlık atıyor herkes!


Çünkü çok net fark ettiğimiz bir şey var son zamanlarda; ‘hepimiz geleceğin ölüleriyiz’, evet çok sert, biliyorum. Çünkü sarsmalıyız kendimizi, sevdiklerimizi.


Bir gün yolculuğumuzun sonuna geldiğimizde keşkemiz çok olmasın diye, gidenler kalanlara vicdan azabını yaşatmasın diye, ıskalamadan her dakikanın tadına varalım diye, sevdiklerimizi onurlandırarak, layıkıyla sevebilelim ve onlara eşlik edelim diye, birbirimizi ihmal etmemeye özenli olalım diye, kırk yıl hatır bırakacak bir fincan kahve için bile olsa görüşelim. İlla büyük planlar, kocaman aralıkta ayrılmış saatler gerekmesin, en azından mesafelerimiz uzak bile olsa kalpler birbirinden uzakta kalmasın.

Her gün 1 saat keyfimiz için sadece istediğimiz bir şeyi yapalım, · Her gün sevdiğimiz birini, ailelerimizi en az 1 dostumuzu nasılsın diye arayalım, · Her hafta sonu en az bir arkadaşımızla bir hatır kahvesi içelim, · Her ay sevdiklerimizle bir yemek yiyelim, · Her yıl en az bir kez tatil yapalım ailemizle, · Her uygun zamanda sevdiğimiz bir filmi, tiyatroyu, konseri izleyelim, Her ne varsa size sizi iyi hissettiren bugün yapmaktan alıkoymayın kendinizi, yarın demeyin, şimdi deyin. Ve çetelesini tutalım zihnimizde, pratik edelim, bunları yaşamda oluşunuza indirene kadar tekrar edelim, yapmak istediklerim listesinde bugün ne var diye. Hayatımızda zamansal sınırlarımızı iyi bilmeye ve bildirmeye, belli bir saatten sonra yaşamımıza araç olan işi bir kenara koyup aile ve dost hayatlarını planlamanın lazım geldiğine dikkat ederek yaşayalım, özen gösterelim. Günleri devirmeye, birbirinin aynısını her günü yaşamaya, bugün de bitse de yarın olsa, daha sonra yaparım demeye dair dillerimize biber sürelim. Kısacası bahanelerden sıyrılıp, ertelemeleri bırakıp, olmazsa olmazlar gerçekten elzem mi, bir daha bakıp, artık yaşamaya dair harekete geçmek lazım geliyor. Yaşamın her daim iniş çıkışları var ama gülmek, mutlu olmak ayıp değil, kendimize gülmeyi hak görelim ve yaşamın, dostluğun, ailenin kıymetini bilerek, bu güzel hayatın tadına varmayı hak ettiğimize önce kendimiz inanalım. Ertelemeyelim…!


Aynur Görmüş